Ana içeriğe atla

İ'CAZU'L-KUR'AN



İCAZU’L-KUR’AN

1.Tanımı

   İʿcâzu’l-Kur’ân (إعجاز القرآن), Arapça “ʿa-c-z” (عجز) kökünden türetilmiş olup “aciz bırakmak, benzerini ortaya koyamamak” anlamına gelir. Terim olarak iʿcâz, Kur’ân-ı Kerîm’in insanlar ve cinler tarafından benzerinin getirilememesi yönüyle bir mu‘cize (mucize) olmasını ifade eder. Bu kavram, Kur’an’ın lafız, anlam, üslup ve muhteva açısından beşer üstü bir kelam olduğunu ortaya koyar ve onun Allah kelamı olduğuna dair en güçlü delillerden biri sayılır.

  İʿcâz kelimesi ile mucize kelimesi arasındaki fark dikkatle ayırt edilmelidir. Mucize, peygamberlerin doğruluğunu tasdik eden ve olağanüstü nitelik taşıyan fiillere denirken; iʿcâz, bu mucizenin muhataplarını aciz bırakma yönünü ifade eder. Dolayısıyla “İʿcâzu’l-Kur’ân”, Kur’an’ın mucizevîliğinin insanları benzerini getirmekten aciz bırakacak düzeyde olmasıdır.

  Kur’an’ın iʿcâzı yalnızca lafzî yönden bir üstünlük olarak anlaşılmamalı; içerdiği hükümler, getirdiği ilkeler, ifade gücü, geleceğe dair verdiği haberler ve insan psikolojisi üzerindeki etkisiyle bütüncül bir yapı içinde değerlendirilmelidir. Bu yönüyle Kur’an’ın iʿcâzı hem aklî hem de naklî bir temele dayanan bir hakikattir.

  İslam düşünce tarihinde iʿcâz konusu, hem kelâm hem de tefsir literatüründe ayrı bir disiplin olarak gelişmiş, bu alanda özel eserler kaleme alınmış ve Kur’an’ın iʿcâz yönleri sistematik biçimde incelenmiştir. İʿcâz ilmi, özellikle Mutezile, Eş‘arîlik ve Mâturîdîlik gibi kelâm ekolleriyle birlikte klasik tefsir birikiminde de derinlik kazanmıştır.

2. Kur’an’ın Mucize Oluşunun Delilleri

  Kur’ân-ı Kerîm’in ilâhî kaynaklı olduğuna dair en güçlü kanıtlardan biri, onun hiçbir insan veya varlık tarafından taklit edilememesi, yani mucize oluşudur. Kur’an, içeriğiyle, diliyle, yapısıyla ve toplumsal etkisiyle sadece bir hitap metni değil; aynı zamanda iʿcâzı süregelen bir mucizedir. Bu mucizelik, hem doğrudan Kur’an’ın kendi içinde ifade edilmiş hem de muhatapların gözlemlerine sunulmuştur.

Aşağıda, bu mucizeliği temellendiren üç ana delil detaylı olarak açıklanmıştır:

2.1. Kur’an’ın Beşer Üstü Bir Kitap Oluşu

   Kur’an’ın beşer üstü oluşu, hem lafız hem anlam düzeyinde değerlendirilmiştir. Kur’an, herhangi bir insanın yazabileceği bir kitap gibi değildir; onun taşıdığı anlamlar, içerdiği bilgiler ve kurduğu üslup tarzı, beşerî çabanın sınırlarını aşmaktadır.

a)Lafız ve Üslup Bakımından Emsalsizliği

   Kur’an, Arap dilinin en parlak döneminde nazil olmuştur. Buna rağmen ne dönemin şairleri ne de edipleri Kur’an’a denk bir metin ortaya koyabilmiştir. Kur’an ne tamamen şiirdir, ne tamamen nesirdir. Onun kendine özgü bir nazım düzeni, ritmik yapısı ve anlam-üslup dengesi vardır.

Örneğin:

  • وَالضُّحَىٰ، وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ...” (Duha Suresi)
    gibi ayetlerde hem iç ahenk hem ses dizilişi hem de mana gücü dikkat çeker.

b) Bilgi İçeriği Bakımından Üstünlüğü

  Kur’an, birçok konuda insanlığın o dönemde sahip olmadığı bilgilere yer verir. Peygamber kıssaları, yaratılış düzeni, evrenin işleyişi gibi alanlarda verdiği haberler, ya önceki vahiylerle uyumludur ya da gelecek bilimsel gelişmelerle doğrulanmıştır.

 c) Kur’an’ın Etkileyici Gücü ve Ruhî Tesiri

  Kur’an, sadece bir kitap olarak okunmaz; aynı zamanda ruhlara tesir eder. Kur’an’ın tilaveti, inananlarda huşu ve teslimiyet uyandırırken, inanmayanları dahi sarsacak bir retorik ve duygusal yoğunluk taşır. Bu etki, insan yapımı hiçbir metinle kıyaslanamaz düzeydedir.

2.2. Muhaliflerine Meydan Okuması

  Kur’an, sadece pasif bir savunma metni değildir; aynı zamanda aktif bir meydan okuma içerir. Kur’an, kendisinin Allah tarafından indirildiğine inanmayanlara çok net ve tekrar eden bir çağrıda bulunur: “Eğer bu kitabın Allah’tan gelmediğini düşünüyorsanız, siz de benzerini getirin.”

Bu meydan okuma, üç kademede yapılmıştır:

a) Topyekûn Kur’an’a Meydan Okuma

“De ki: Eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek için bir araya gelseler, bir benzerini asla getiremezler.” (el-İsrâ, 17/88)

Bu ayet, meydan okumayı tüm insanlık ve cinlere yönelterek Kur’an’ın erişilemezliğini vurgular.

b) On Sure Getirme Çağrısı

“Yoksa onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin…” (Hûd, 11/13)

Bu çağrı, Kur’an’ın sadece bir bölümüne odaklanarak daha küçük bir örnek getirilmesini talep eder, ama yine cevapsız kalır.

c) Bir Sure Getirme Meydan Okuması

“Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, onun benzeri bir sure getirin.” (el-Bakara, 2/23)

Meydan okumanın en alt sınırı olan tek surelik taklit bile yapılamamış, Kur’an’ın bu meydan okuması asırlar boyunca geçerliliğini korumuştur.

Tarihsel olarak bu meydan okumaya karşılık vermeye çalışanlar olmuşsa da (örneğin Müseylimetü’l-Kezzâb’ın “fil” benzetmeli sözde sûreleri), ortaya konan metinler hem içerik hem dil bakımından ciddiye alınamamıştır. Bu da Kur’an’ın meydan okumasının sadece teorik değil, fiilî olarak da geçersiz kılınamaz olduğunu göstermiştir.

2.3. Benzerinin Getirilememesi

  Kur’an’ın mucize oluşunun en bariz delillerinden biri de benzerinin asla getirilememesidir. Bu durum, hem ilk dönem muhalifleri hem de modern çağda yapılan girişimler açısından geçerlidir.

a) Tarihî Girişimlerin Başarısızlığı

  Kur’an’ın nazil olduğu dönemde güçlü edebiyatçılar, şairler, hatipler mevcuttu. Buna rağmen hiçbiri Kur’an’ın bir benzerini ortaya koyamamış, denemeleri ya istihzaya uğramış ya da yok sayılmıştır. Kur’an’ın retoriği ve içerik yapısı, edebiyatçıların elini bağlamıştır.

 b) Dilin Kullanımında Erişilmezlik

  Kur’an’ın aynı harfleri, aynı kelimeleri kullanarak benzeri yapılamaz bir mesaj sunması; onun insan gücünün ötesinde olduğunu gösterir. Söz konusu iʿcâz, sadece içerik zenginliği değil, aynı zamanda dilin potansiyel sınırlarını zorlamasıdır.

c) Modern Dönemde Teknik Müdahalelere Rağmen Taklit Edilememesi

Günümüzde yapay zekâ ile şiir, makale ve roman üretimi mümkünken Kur’an gibi hem anlamlı, hem ahlaki, hem edebi hem de ruhsal boyutu olan bir metin üretilememiştir. Bu da Kur’an’ın yalnızca bir “söz” değil, ilahi kelam olduğunun en modern delilidir.

3. Kur’an’ın İʿcâz Yönleri (Mucizelik Boyutları)

   Kur’ân-ı Kerîm’in iʿcâzı, tek bir alana indirgenemeyecek kadar çok boyutludur. Zira Kur’an sadece bir hitap değil, aynı zamanda bir hayat nizamı, bir ahlâk öğretisi, bir hukuk kaynağı, bir psikolojik rehber ve toplumsal dönüşüm projesidir. Bu çok katmanlı yapısı, onun lafzî, ilmî, hukukî, ahlâkî, sosyolojik ve ruhanî düzlemlerde eşsizliğini ortaya koyar. Aşağıda Kur’an’ın mucizelik boyutları, altı ana başlık altında detaylandırılmıştır:

3.1. Lafzî ve Belâgatî İʿcâz (Edebi Üstünlük)

  Kur’an’ın en çok öne çıkan iʿcâz yönü, dil ve üslup bakımından eşsiz oluşudur. Döneminde Arap toplumu, edebiyat ve hitabet konusunda zirveye ulaşmıştı. Böylesi bir ortamda Kur’an’ın şiir veya nesir kalıplarına uymayan, fakat hem ritmik hem ahenkli, hem güçlü hem de etkili bir dil kullanması, onu ayrı bir tür hâline getirmiştir.

Özellikler:

  • Yeni bir nazım türü oluşturması: Kur’an ne şiirdir ne nesir; kendine özgü bir üslubu vardır.
  • Her kelimenin yerli yerinde oluşu: Ayetlerdeki kelimeler değiştirildiğinde anlam bozulur, ahenk kaybolur.
  • Tekrarın sanatsal kullanımı: Aynı kelimelerin farklı bağlamlarda farklı anlamlara hizmet etmesi (örnek: “Rahman ve Rahîm” ifadeleri).
  • Ritmik uyum: Kafiyelerle örülmüş fakat zorlama olmayan içsel bir musiki.

Örnek:

وَالضُّحَى، وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ، مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ” (Duha, 93/1-3)
Bu ayetlerde hem içsel ses akışı hem mana derinliği

 hem de duygusal tonlamanın gücü hissedilir.

3.2. Gaybî Haberlerle İʿcâz (Görülmeyeni Bildirme)

  Kur’an, hem geçmişe hem de geleceğe dair birçok gaybî (duyularla algılanamayan) bilgi içerir. Bu bilgiler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yaşadığı çevrede doğrudan öğrenilmesi mümkün olmayan alanları kapsar.

a) Geçmiş ümmetler hakkında bilgiler

  • Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdûd, Hz. Mûsâ – Firavun kıssası gibi anlatılar.
  • Ümmî (okuma-yazma bilmeyen) bir peygamberin bu ayrıntılara hâkim olması, beşer üstü bir kaynağa işaret eder.

b) Geleceğe dair haberler

  • Bizans’ın yenilgiden sonra galibiyeti: “Rumlar mağlup oldu... birkaç yıl içinde tekrar galip geleceklerdir.” (er-Rûm, 30/2–4). Bu haber gerçekleşmiştir.
  • Mekke’nin fethi ve İslam’ın zaferi önceden haber verilmiştir (el-Fetih, 48/27).

 

3.3. Şer‘î Hükümlerle İʿcâz (Hukukî Sistem)

Kur’an sadece inanç değil, aynı zamanda hukukî bir sistem de sunar. Bu sistemin özellikle dikkate değer yönü:

  • Ahlâk temelli oluşu,
  • Adalet, denge ve toplum yararını esas almasıdır.

Başlıca alanlar:

  • Miras hukuku: Kadınlara miras hakkı tanıması, dönemi için devrim niteliğindedir.
  • Ceza hukuku: Kısas ve diyet gibi uygulamalarla hem caydırıcılık hem toplumsal denge gözetilir.
  • Aile hukuku: Evlilik, boşanma, nafaka gibi konular ayrıntılı ve dengeli şekilde düzenlenmiştir.

Kur’an’ın bu düzenlemeleri, sadece dini değil aynı zamanda sosyolojik geçerliliğe de sahiptir.

3.4. Ahlâkî ve Ruhsal Tesirle İʿcâz

  Kur’an, insanı sadece bilgiyle değil, maneviyatla da inşa eden bir kitaptır. Kur’an’ın en derin tesiri, bireyin iç dünyasında yaşanır.

Etkileri:

  • Korkuyu umutla, kibri tevazuyla, öfkeyi sabırla dengeler.
  • İç konuşma ve ruhî muhasebe için yön gösterir.
  • Tevbe, sabır, takva, ihlâs, edep gibi kavramları bireyin kimliğinin temeline yerleştirir.

Tasavvuf geleneği, bu yönü manevî iʿcâz olarak nitelendirir. Öyle ki birçok insan sadece birkaç ayetle hayatını değiştirmiştir.

3.5. Toplumsal Dönüştürücülükle İʿcâz

  Kur’an’ın kısa sürede bedevî Arap toplumunu ahlâklı, medenî ve adil bir ümmete dönüştürmesi, onun mucizeliğinin en canlı delilidir.

Örnekler:

  • Kadın haklarında devrim: Canlı canlı gömülen kız çocuklarının korunması.
  • Köleliğe karşı duruş: Köle azadını teşvik eden sistem.
  • Toplumsal sorumluluk: Zekât, sadaka, yetimlerin korunması gibi uygulamalar.

  Bu dönüşüm, sadece ahlâkî değil, sosyal ve siyasal nitelikte de bir mucizedir. Modern anlamda “toplumsal mühendislik”le açıklanamayacak bir başarıdır.

3.6. Bilimsel İşaretlerle İʿcâz (İlmî Boyut)

  Kur’an, doğrudan bilimsel bir kitap olmamakla birlikte, birçok ayetinde tabiat olaylarına dikkat çeker ve modern bilimin bulgularıyla örtüşen ifadeler barındırır.

Bazı örnekler:

  • Evrenin genişlemesi: “Biz göğü kudretimizle bina ettik ve biz genişletiyoruz.” (ez-Zâriyât, 51/47)
  • Embriyolojik gelişim: Ana rahminde oluşum aşamaları (el-Mü’minûn, 23/13–14)
  • Suyun canlılık kaynağı oluşu: “Her canlı şeyi sudan yarattık.” (el-Enbiyâ, 21/30)

 Bu ayetler Kur’an’ın, bilimsel gelişmelerle çatışmayan; hatta bazı yönleriyle bilimi teşvik eden bir kitap olduğunu göstermektedir.

4. İʿcâzu’l-Kur’ân’a Dair Bazı Eserler

  Kur’an’ın mucizevi yönünü konu alan iʿcâz literatürü, İslam ilim tarihinde müstakil bir araştırma alanı hâline gelmiştir. Bu literatür; Kur’an’ın edebî, içeriksel, gaybî ve toplumsal iʿcâzını temellendirmeye çalışmış, konuyla ilgili delilleri sistematik hâle getirmiştir. Aşağıda tarihsel seyir içinde öne çıkan bazı önemli eserler tanıtılmaktadır:

4.1. Câhiz (ö. 255/869) – “Beyân ve’t-Tebyîn”

  Her ne kadar doğrudan iʿcâz konusuna odaklanmasa da, Arap dili ve belâgatı konusundaki değerlendirmeleriyle bu sahaya öncülük eden bir çalışmadır. Câhiz, Kur’an’ın edebî üstünlüğünü Arapların fasih söz söyleme gücüyle karşılaştırarak Kur’an’ın eşsizliğini temellendirmiştir.

4.2. Bâkıllânî (ö. 403/1013) – “İʿcâzu’l-Kur’ân”

  İʿcâz literatürünün en temel ve sistematik ilk örneği kabul edilir. Bâkıllânî, bu eserinde Kur’an’ın şiir ve nesirden farklı özgün nazmını, kelime seçimini, içerdiği anlamları ve meydan okuma yönünü derinlemesine incelemiştir. Ehl-i Sünnet kelamı çerçevesinde iʿcâzı açıklayan bu eser, klasik dönemde çok etkili olmuştur.

 4.3. Rummânî (ö. 386/996) – “en-Nüket fî İʿcâzi’l-Kur’ân”

  Rummânî, Kur’an’ın iʿcâzını sadece belâgat açısından değil, aynı zamanda nazm, fesâhat, hikmet, gaybî haberler ve hüküm yönleriyle de açıklamıştır. Eserde Kur’an’ın üstünlüğü çeşitli açılardan örneklerle gösterilmiştir. Özellikle nazım yapısına verdiği önem dikkat çekicidir.

4.4. Cürcânî (ö. 471/1078) – “Delâilü’l-İʿcâz”

  Cürcânî’nin bu eseri, Kur’an’ın iʿcâzını dilsel yapı açısından değerlendiren en önemli eserlerden biridir. O, Kur’an’ın mucize oluşunun, onun nazmındaki derin yapısal düzenle doğrudan bağlantılı olduğunu savunur. Belâgat ilmini Kur’an iʿcâzı için bir ölçü hâline getirmiştir. Bu eser aynı zamanda belâgat ilminde bir dönüm noktasıdır.

4.5. Zemahşerî (ö. 538/1144) – “el-Keşşâf” (Tefsir)

  Zemahşerî, Mu‘tezilî kökenli olmasına rağmen Kur’an’ın belâgat yönünü öne çıkaran tefsirinde iʿcâzla ilgili tespitlere geniş yer vermiştir. Özellikle teşbih, istiare, mecaz gibi sanatları Kur’an’da çözümleyerek dilsel mucize anlayışına katkı sağlamıştır.

4.6. Süyûtî (ö. 911/1505) – “el-İtkan fî Ulûmi’l-Kur’ân”

  Bu eser, Kur’an ilimlerinin ansiklopedik bir derlemesidir. İʿcâz konusuna ayırdığı bölümlerde önceki müelliflerin görüşlerini özetlemiş ve Kur’an’ın hangi yönlerden mucize olduğunu maddeler hâlinde sunmuştur. Eser, literatür bilgisini derli toplu biçimde yansıtan önemli bir kaynaktır.

4.7. Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1942) – “Hak Dini Kur’an Dili”

 Modern dönemde Türkçede yazılmış en önemli tefsirlerden biri olan bu eser, iʿcâz konusuna birçok yerde temas eder. Elmalılı, özellikle Kur’an’ın dil, mana ve üslup yönünden iʿcâzını hem kelamî hem edebî bir derinlikle açıklamış, “Elif Lâm Mîm” gibi harflerin de iʿcâzla ilişkisini işlemiştir.

 4.8. Çağdaş Katkılar

  • Mustafa Sıbâî – “İʿcâzu’l-Kur’ân”: Kur’an’ın iʿcâzını sosyal, ahlaki ve bilimsel açılardan ele alır.
  • Said Kutub – “Fî Zılâli’l-Kur’ân”: Kur’an’ın hem ruhî hem toplumsal dönüşüm gücünü bir iʿcâz olarak yorumlar.
  • Reşîd Rızâ & Muhammed Abduh – “Tefsîru’l-Menâr”: Kur’an’ın iʿcâzını özellikle aklî ve reformist bakışla açıklayan örneklerden biridir.
  • Zeki Sarıtoprak – “Kur’an’da İʿcâz” (makale): Akademik düzlemde çağdaş katkılar sunan güncel bir çalışmadır.

Sonuç

  Kur’ân-ı Kerîm’in mucizevî oluşu, yalnızca İslam inancının bir gereği değil; aynı zamanda tarihî, dilsel, toplumsal ve içeriksel boyutlarıyla da gözlemlenebilen objektif bir hakikattir. Bu yönüyle Kur’an, hem muhataplarını iman etmeye davet eden hem de onları düşünmeye, meydan okumaya ve karşılık vermeye teşvik eden canlı ve dinamik bir mucizedir.

  Kur’an’ın iʿcâzı, sadece bir meydan okumaya dayanmamaktadır. Onun lafzî üstünlüğü, anlam derinliği, belâgatı, gaybî haberleri, ahlâkî ve hukukî ilkeleri, sosyal dönüşüm gücü ve ruhî tesiri, onu beşerî metinlerden ayıran temel bileşenlerdir. İʿcâz, böylece yalnızca teorik bir iddia değil; yaşanan, hissedilen ve nesilden nesile aktarılan bir tecrübe hâlini almıştır.

  Kur’an’ın beşer üstü oluşu, yalnızca nüzûl döneminde değil; bugün de modern insanın anlam arayışına cevap vermeye devam etmektedir. Bilimsel keşiflerle çatışmayan, aksine onları teyit eden ifadeleri; toplumları ifsattan ıslaha yönlendiren ilkeleri ve bireyin ruhsal derinliğine hitap eden ilahi tonu, onun çağlar üstü bir kitap olduğunun göstergesidir.

  Tarih boyunca iʿcâz konusunu ele alan alimler, bu mucizevîliğin çok yönlü doğasını açıklamaya çalışmışlardır. Bu çabalar, Kur’an’ın sadece okunmakla kalmayıp üzerine düşünülmesi, anlaşılması ve yaşanması gereken bir kitap olduğunu vurgulamıştır. Gerek Bâkıllânî gibi klasik müelliflerin, gerekse Elmalılı gibi çağdaş alimlerin iʿcâz vurgusu, Kur’an’ın zamana yenik düşmeyen ilahî mesaj taşıyıcısı olduğunu teyit etmektedir.

  Sonuç olarak; Kur’an, lafız ve mana bakımından insanı aciz bırakan, benzerinin getirilemeyeceği ilahî bir kelamdır. Onun iʿcâzı, yalnızca akıllara değil; kalplere, toplumlara ve zamanın ruhuna hitap eden çok katmanlı bir mucizedir. Bu iʿcâzı anlamak ve anlatmak, her mü’minin ilmî ve imanî

 sorumluluğudur.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İZHAR

İZHAR: 1-TANIMI:     Sözlükte, “ ortaya çıkarmak, açıklamak ” anlamlarına gelmektedir.     Istılahi manası, “ Tenvin veya sakin nundan sonra ا – ح – خ – ع – غ – ه harflerinden birisinin gelmesiyle oluşan tecvittir. ” İzharın Arapça manası ise: اَلإِظْهَارُ: هُوَ الْاِنْفِصَالُ تَبَاعُدًا بَيْنَ الْحَرْفَيْنِ İzhar: İki harfin arasını birbirinden uzaklaştırarak ayırmak (birbirine katmadan açıkça okumak) demektir . ÖRNEK: لِمَنْ خَشِىَ (Burada Sakin nundan sonra izhar harflerinden olan خ harfi gelmesiyle izhar gerçekleşmiştir.) Not: İzhar harflerinin tekerlemesi; الَّله    -    حَىٌّ    -    خَالِقٌ    -    عَدلٌ    -    غَنِىٌّ    -    هَادٍ ا     -     ح        -     خ   ...

İHFA

İHFA 1-TANIMI:     İhfanın sözlük anlamı “ Bir şeyi gizlemek, örtmek ” demektir. Terim anlamı ise , “ Tenvin veya sakin nundan sonra ت – ث – ج – د – ذ – ز – س – ش – ص – ض – ط – ظ – ف – ق – ك harflerinden birisinin gelmesiyle meydana gelen tecvittir. ”     İhfanın Arapça tanımı; الأِخْفاَء: حَالَةٌ بَيْنَ الْاِظْهَارِ وَالْاِدْغَامِ عَارِيَةٌ عَنِ التَّشْدِيدِ مَعَ بَقَاءِ الْغُنَّ “İhfa: Gunneyi belirtmek suretiyle, şeddeden uzak idğam   ile  izhar arasında bir okuyuş şeklidir.”       ÖRNEK: عَنْ صَلَاتِهِم          (Burada Sakin nundan sonra ihfa harflerinden olan ص harfinin gelmesiyle ihfa meydana gelmiştir.) 2-İHFANIN ÇEŞİTLERİ:    İhfa, “ Harfte oluşan ihfa ” ve “ Harekede oluşan ihfa (İhtilas) ” olarak ikiye ayrılmaktadır.    Harfte oluşan ihfa kendi içerisinde üçe ayrılmaktadır: 2.1. HARFTE OLUŞAN İHFA : 2.1.1.İHFA-İ LİSANİ (D...

MAHREÇLER

MAHREÇLER 1.MAHRECİN TARİFİ     Mahrec (اَلْمَخْرَجُ) sözlükte, çıkış yeri anlamında kullanılmaktadır.  Tecvid ilminde, harfin çıktığı yere mahreç denir.     Mahreclerin sayısı üzerinde ihtilaf edilmiştir. Ferra (207/822) ve  İbn Keysan (299/912) gibi bazı alimler 14; Sibeveyh (180/796), Ebu Amr ed-Dani (444/1053) ve Ca’beri (732/1332) gibi bazı alimler 16; Halil b. Ahmed (170/786) ve İbnü’l-Cezeri (833/1429) gibi bazı alimler de 17 olduğunu söylemişlerdir.     Mahreclerdeki sayı farklılığı, kimi bilginlerin cevf’i mahreç bölgesi olarak görmemelerinden ve (ن – ل – ر) harfleri için tek mahreç kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır. 2. MAHRECİN KISIMLARI   2.1- MAHREC-İ MUHAKKAK:    Harfin sesi, mahreç bölgelerinden birisine temas ederek çıkıyorsa bu yere, mahreç-i muhakkak denir. Hece harfleri n in tamamının mahreci böyledir.   2.2- MAHREC-İ MUKADDER:    Harfin sesi, belirli bir ...

HARFLER

HARFLER 1.HARFİN TARİFİ:     “Harf” ( اَلْحَرْفُ ) sözlükte; “ taraf, bir şeyin ucu ve kenarı ” demektir. Çoğulu “ huruf ” veya “ ahruf ” tur.      Tecvid ıstılahında, “harf, bir mahrece dayanarak çıkan sese” denir. Nefesin, irade ve istek ile, ses tellerine çarparak çıkmasına “ses” denir. Eğer bu ses, mahreçlerden birine dokunup çıkarsa, buna da “harf” denir.       Kur’an harflerinin tamamı sessizdir. Bu harfleri seslendiren ve dilimizdeki sesli harflerin yerini tutan işaretlere de “hareke” denir. Hareke, hareket, kımıldamak anlamındadır; sükunun zıddıdır . Harekesi bulunan harfe müteharrik , harekesi bulunmayan harfe de sakin denir.   2.HARFLERİN KISIMLARI:   2.1.ASLİ HARFLER ( اَلْحُرُوفُ الْاَصْلِيَّةُ ) :    Bunlar, bilinen 29 hece harfleri dir. ا  ب  ت  ث  ج  ح  خ  د  ذ  ر  ز  س  ش  ص  ض  ط...

LAHN (OKUYUŞ HATALARI)

LAHN 1.LAHN’IN TANIMI:    Lügat anlamı, “ hata etmek, doğrudan sapmak ” anlamına gelmektedir.    Istılah manası ise “ Lahn, Kur’an-ı Kerim’i okurken harflerin sıfatlarında, harekelerinde, sükunlarında ve tecvid kaidelerinin uygulanmasında yapılan hatalara ” denir. 2. LAHN’IN ÇEŞİTLERİ:    Lahn’ın celi ve hafi olmak üzere iki çeşidi vardır. 2.1. LAHN-I CELİ:     “ Açık / Fahişe hata ” demektir. Harflerin mahreçlerinde lazımi sıfatlarında, harekelerinde ve sükunlarında yapılan hatalardır.   Kur’an’ı düzgün okuyanların anlayabilecekleri hatalardır.     a- Mahreç ve Sıfat konusunda:   Ta ( ط ) harfini dal ( د ) okumak gibi.     b- Hareke konusunda:   اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ    ayetindeki te ( ت ) harfini zammeli olarak okumak gibi.     c- Sükunlar konusunda: وَلاَ حَرَّمْنَا  ‘yı وَلاَ حَرَّمَنَا  şeklinde okumak gibi.     Veya harf zi...

HZ. ADEM

  HZ.ADEM 1. Peygamberin Kimliği ve Tarihî Konumu   Hz. Âdem (a.s.), İslam inancına göre yeryüzüne gönderilmiş ilk insan ve ilk peygamberdir. Onun şahsında, insanın yaratılışı, ilahi emanet taşıyıcılığı ve dünya hayatındaki misyonu somut bir şekilde vücut bulmuştur. Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde, özellikle Bakara, A’râf, Tâhâ ve Sâd surelerinde, Hz. Âdem (a.s.)’ın yaratılışı, meleklerle olan ilişkisi, İblis’in ona düşmanlığı ve yeryüzüne inişi ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Bu anlatımlar, Hz. Âdem (a.s.)’ın yalnızca biyolojik bir başlangıç figürü olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinde ilahi hikmetin ve kulluk bilincinin ilk taşıyıcısı olduğunu göstermektedir.    Allah Teâlâ, Hz. Âdem (a.s.)’ı yaratmadan önce meleklerine, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” (Bakara, 2/30) buyurarak, insanın ilahi bir misyonla yaratıldığını bildirmiştir. Halife kavramı, insanın yeryüzünde Allah’ın emirlerini ve hükümlerini uygulamak, adaleti sağlamak ve yeryüzünü i...

HULEFA-İ RAŞİDİN DÖNEMİ

                                               HULEFA-İ RAŞİDİN DÖNEMİ 1. Hz. Ebu Bekir ve Halifelik Dönemi 1.1. Hz. Ebu Bekir’in Halifelik Öncesi Hayatı   Hz. Ebû Bekir (r.a.), tam adı Abdullah b. Osman b. Âmir b. Amr b. Ka‘b b. Sa‘d b. Teym olan, Kureyş kabilesinin Teym oğulları koluna mensup bir şahsiyettir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Hz. Peygamber’den yaklaşık iki yıl altı ay sonra doğduğu kabul edilir (yaklaşık M. 573). Lakabı: İslam’dan önce de dürüstlüğü ve sadakatiyle bilindiğinden “es-Sıddîk” lakabıyla anılmış, bu lakap Hz. Peygamber’in İsra ve Mirac hadisesini tasdik edişiyle perçinlenmiştir (Buhârî, Şehâdât, 9). Fiziksel ve karakter özellikleri: Beyaz tenli, ince yapılı, yumuşak huylu, fakat hak hususunda tavizsizdir. Mesleği: Tüccar olarak hem Mekke hem de çevre bölgelerde ticaret yapmış, dürüstlüğü sayesinde toplum...